Felsefeden Psikanalize: “lathouse” Üzerine Bir Deneme

By

Mayıs 1920’de “Cinsellik Üzerine Üç Deneme”nin dördüncü basımının önsözünün son paragrafında Freud şöyle bir ifade kullanır:

“Felsefeci Arthur Schopenhauer’un, insanlığa etkinliklerinin -kelimenin sıradan anlamıyla- cinsel dürtülerle ne ölçüde belirlendiğini göstermesinden bu yana çok geçmiş değil”

Freud’un bu ifadeyi kullanması tesadüf değildir. Çünkü Freud iyi bir Schopenhauer okurudur. Freud, Schopenhauer’u onurlandırarak onun “İsteme ve Tasarım Olarak Dünya” kitabındaki cinsel ilişkinin insan yaşamında oynadığı önemli rolü tartışmaya açmak istemektedir. Çünkü Schopenhauer, bu ilişkinin insan eyleminin ve davranışının görünmez kaynağı olduğunu belirterek, üzerini neyle kapatırsak kapatalım, hangi perdeyi çekersek çekelim her yerde kendini gösterdiğini belirtir. Düşünceme göre, Freud cinsellikle ilgili meselede Schopenhauer’u onurlandırdığı gibi, Schopenhauer’da Platon’u onurlandırmaktadır. Çünkü bu tartışmayı Platon’a kadar götürmek mümkündür, tıpkı bu tartışmayı aynı zamanda Lacan’ın “Cinsel İlişki Yoktur” düşüncesine kadar götürmek  gibi.

Burada önemli bir noktayı vurgulamam gerek. Lacan, seminerleri boyunca felsefe tarihini “Bu böyledir, şu böyle demiştir, o şöyle yapmıştır” şeklinde aktarmamıştır. Lacan, felsefe tarihini başlangıç noktasından kendi konumuna getirme girişiminde bulunmuş ancak bu girişim başından itibaren bir imkânsızlığı barındırdığı için hiçbir zaman kendi konumu içerisine almamış ve kışkırtıcı bir üslupla ona, yani felsefeye de bir konum atfetmemiştir. Neden? Çünkü Lacan’a göre felsefe, jouissance meselesinde tökezlemiştir. Cinsel ilişkinin imkânsızlığı meselesinde ise Platon’un Şölen’indeki Aristophanes’in hıçkırığı gibi bir hıçkırık felsefeyi sarsmıştır. Ama biz biliyoruz ki, hıçkırık sadece bir an ortaya çıkan ve nefesin içeriye doğru kaçmasıyla oluşan bir “Hak!” sesi değildir, belki de “Hakikat!”in sesidir. Dikkat ederseniz “Hakikat!”tir demiyorum, “Hakikat!’in sesi” olabileceğini iddia ediyorum. (Bir analizanın, analize getirdiği ve şikayet ettiği durumu ve bu duruma neden olan şeyi bilmemesi hakkında konuşurken “Çok fazla yapıyorum” demesi yerine dilinin sürçmesiyle “Çok hazla yapıyorum” demesini düşünebilirsiniz)

Peki hakikat nedir? Parmenides’in Doğa Hakkında Şiir’inde Tanrıça’nın aktardıkları mıdır? (Bu konuda Deleuze ağzımıza bir parmak bal çalar. Çünkü varlığı düşünmek için hakikatin izini süreriz, hakikate ulaşmak içinde varlığı düşleriz. Demek ki Parmenides’te “Aletheia hem tanrıçanın anlatısının hem de Parmenides’in ontolojisinin gerçeğidir” (Greenstine,2020)) Heidegger’in Dasein’ı mıdır? Freud’un bilinçdışı mıdır? Ya da Lacan’ın sözleri midir? Lacan, Psikoz üzerine olan 3. Seminer’inde hakikatin boyutunun gizemli olduğunu, açıklanamaz olduğunu vurgular. 1956-1957 yılında verdiği bu seminerden tam 13 yıl sonra “Psikanalizin Tersi” başlıklı 17. Seminer’inde Lacan bir kelime oyunu yaparak “lathouse” kelimesini türetir. Yunanca “leet” yani unutmak ile “Aletheia” yani Hakikat’ten türetilen bu kelime Lacan için çok önemlidir. (Seminer başlığının İngilizcesi “The Reverse of Psychoanalysis”dir. “Reverse” kelimesi tersine çevirmek, geri çevirmek ve aksine çevirmek anlamına gelir ki, son anlamı mevcut durumu iptal etmek demektir. İlginçtir bu seminere atıf yapan (bu metinlerin büyük çoğunluğu eleştiri bağlamında yazılmıştır) yazılarda karşılaştığım bir durum “Reverse” kelimesi yerine “Reserve” kelimesinin kullanılmasıdır. “Reserve” yani rezerve etmek, ayırmak ile birlikte bir anlamı daha vardır o da “ihtiyat”tır. İhtiyat, yani herhangi bir konu hakkında düşünürken, ileriyi de öngörerek düşündüğü durum hakkında ölçülü davranma ve geleceklerde olanlardan sakınma. Şüphesiz bu bir tesadüf değildir, bu kastrasyonla ilgili bir meseledir)

Neyse, konumuza geri dönelim. Neden unutma ve hakikat meselesini vurguladım. Çünkü Lacan aynı seminer içerisinde, analizin sonunun semptomun ortadan kaldırılması ya da altta yatan bir hastalığın ortadan kaldırılması olmadığını vurgular. Analiz onun için özünde terapötik bir işlem değildir(öz vurgusuna dikkat), bir hakikat arayışıdır. Ancak Lacan bizi uyarır ve şöyle der: “Hakikate gelince, onun her zaman hayra alamet olacağı söylenemez”

Lacan’ın bu söyledikleri yeni bir şey değildir. Çünkü 17. Seminer’den 49 yıl önce yayınlanan “Ulysses”te James Joyce şöyle yazar: “Hakikat dümdüz değildir, ona doğru tırmanmak sert iniş çıkışlar, kavisler, merdiven boşlukları ile yüzleşilmesini bekler, ister”

Freud’un ve Lacan’ın felsefeye ilişkin yaptıkları, söyledikleri, aktardıkları nedir? Bir “lathouse” meselesidir. İkisi de bizim felsefe ve psikanalizin kesişimselliği ile ilgili “lathouse” kelimesinin işleyişi duymamızı istiyor. (Hatırlayın kesişimsellik, hem bölmek demek hem de farklı kategorilerin birbirinden bağımsız olarak ele alınamayacağını vurgular. Kesişmek’i de duymamız gerekiyor burada, bakışmak, gözü kaçırarak bakmak…) Freud bunu, Fliess’e açık açık yazmıştı ve “Nietzsche, tahminleri ve sezgileri sıklıkla psikanalizin emek verilen bulgularıyla en hayret verici biçimde uyuşan bir başka filozof ve bu sebepten uzun süre ondan kaçındım” demişti. 1931 yılında Lothar Brickel’e yazdığı mektupta ise “Onun adını anmasam da Spinoza doktrinine tamamen bağımlı olduğumu kabul ediyorum. Ben hipotezlerimi onun yapıtından değil, yarattığı entelektüel iklimden yola çıkarak tasarladım” ifadesini kullanmıştı. Duyabiliyor musunuz Freud’un “lathouse“nu… Aynısını Lacan da yapar, 19. Seminer’in başından 20. Seminer’in sonuna kadar Parmenides tartışması onun için bir “lathouse” meselesine dönüşür. Çünkü Freud ve Lacan psikanalisttir. Psikanalizde analistin nesne a pozisyonunda olması, onun “lathouse konumunda olan” olması demektir, analistin söyleminin temelinde bu vardır.

Birçok noktada hem Freud’un hem de Lacan’ın felsefeyle ilgili tartışmalarıyla karşılaşabilirsiniz. Bu demek değildir ki, onlar felsefeyi analiz ediyor. Tam aksine felsefeyi de işin içine katarak psikanalizi, analiz ediyorlar. Lacan bu durumu seminerlerinde de belirtiyor ve bir metni tamamen çalışılmayacağını, psikanaliz için önemli parçaların tartışılması gerektiğini vurguluyor.

Son söz… Şu da bir zorunluluk olarak görülüyor ve deneyimleniyor ki, felsefesiz psikanaliz, psikanalizsiz ise felsefe düşünülemez.

Kaynakça:

Freud, S (2018), Cinsellik Üzerine Üç Deneme, Öteki Yayınevi.

Greenstine, Abraham J.(2020), Ayrılan Yollar: Parmenides, Aristoteles ve Deleuze’deki Ontolojinin Seyri Üzerine – Abraham Jacob Greenstine (Deleuze ve Antik Felsefe içinde, Çev. Er, Sadık E.), Çizgi Kitabevi.

Lacan, J., The Seminar, Book III: The Psychoses 1955-1956, Jacques Alain Miller (ed.), Russell Grigg (çev.), New York: W.W. Norton & Co., 1993.

Lacan, J., The Seminar, Book XVII: The Other Side of Psychpanalysis 1969-1970, Jacques Alain Miller (ed.), Russell Grigg (çev.), New York: W.W. Norton & Co., 2007. 

Lacan, J.(2019), Yine/Hala (Çev. Erşen, M.), Metis Yayınları.

Schopenhauer, A.(2005), İsteme ve Tasarım Olarak Dünya (Çev. Özşar L.), Biblos Kitabevi Yayınları.

Yorum bırakın