Yazan: Colette Soler
Fransızcadan Çeviren: Atakan Yorulmaz
Kendisini psikanaliste sunan özne, ifadenin her iki anlamıyla da acı çeken öznedir; acı çeker ve ıstırap halindedir. Bu nedenle o, Freud’dan beri kendi hakikatini dile getirmeye ya da ıstırabını kelimelerle ifade etmeye davet edilmiştir. Bunu dile getirmeyeceğinden korkmaya gerek yoktur, gerçek şu ki, zaten insan konuştuğu anda söylemeden duramaz. Sizinle bir nesneye olan bağımlılığı hakkında konuşmaya gelen kişi bile doğruyu söyler, başından beri kendi hakikatinin bir kısmını ifade eder ve özellikle bu, bağımlılıktan elde ettiği fazla zevkin onu tatmin etmediğini gösterir. Bu küçük hakikat bile her zaman tekildir, hiçbiri birbirinin aynısı değildir.
Belli ki analize gelen kişiler sadece bildikleri bir kısmı söyler; dolayısıyla bilmediği gerçeğin çağrılması gerekir. Lacan’ın uzun süre verdiği ve kendisinin de sert bir şekilde uyguladığı talimat buradan gelir: Konuşan kişiye, yalan söylesin ya da söylemesin, ne söylerse söylesin, tek cevap vardır: Gerçeği söylüyorsun.
Bu nedenle o hakikati dile getirir, dile getirecektir ve sizi kendi hakikatinin yeri ve bazen de tanrısı olarak kabul edecektir. Neyse ki kelimelerinde, dile getirdiği hakikatlerden daha fazlası vardır. Bu nedenle, Lacan’ın yaptığı gibi, hakikati baltalamak, kelimeyi baltalamak anlamına gelmez. Çünkü dile getirdiğimiz kelimeler ile bilinçdışı arasında ortak bir öğe vardır, lalangue. Kelimelerim ondan yapıldı ve onu biliyorum. Onu söyleyecek kelimelerim de, jouissance’ım da, semptomum da ondan yapıldı ama analizde olmadıkça onu bilmiyorum.

Yorum bırakın