Yazar: Gérard Pommier
Fransızcadan Çeviren: Atakan Yorulmaz
Kendini ‘Lacancı’ olarak ilan etmek bir paradoksu oluşturur. Bu durum sadakati varsayar, ama neye? Bu, düşüncenin sürekli ilerlemesini varsayan yönteme sadık kalma meselesi midir? Lacan’ın durumu gerçekten de böyleydi, kendine her zaman sadakatsizdi, kendi kavramlarını sürekli değiştiriyordu, öyle ki eserinin sonunda bazı terimler ilk anlamlarının tersini ifade ediyordu.
Kavramların içeriğine sadık kalmak söz konusuysa eğer burada zorluk kesindir, çünkü bir dönemden diğerine çoğu zaman kendileriyle çelişirler. Bu nedenle, Lacan’ı modern kılmak için bazı Lacancılar yalnızca onun en son kavramlarına atıfta bulunurlar. Ama sadece bir fotoğrafa bakarak bir filmi anlayabilir miyiz?
Sadakat bu nedenle paradoksaldır: Psikanalize, onun teorisine ve pratiğine ilişkin belirli bir öznel konuma mı bağlı kalmamız gerekir? Yoksa kendimizi Lacancı kavramların harfi harfine iletmekle mi sınırlandırmalıyız? Özellikle ikincisi bariz bir şekilde çelişkilerle karşı karşıya olduğu için, her iki durumda da sadık olmak imkansızdır.

Yorum bırakın