Bir psikanaliste, politikaya karışma yetkisini veren nedir? Belki de bunun onun söylem pratiği olduğunu söyleyebiliriz, ancak, eğer söylem derken toplumsal bağın biçimlerini düzenleyen şeyi kastediyorsak. Lacan, Milano Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada açık bir tanım verir: “Söylem nedir? Dilin varlığıyla üretilebilecek olanın düzenlenmesinde toplumsal bir bağ olarak işlev görendir”
Dolayısıyla, Lacan’ın efendinin söylemi olarak adlandırdığı, tam da dil öznesinin oluşumunun ve aynı zamanda politik öznelliğin sıradan biçimlerinin kayıtlanmasını öneren söylemden başlayarak, bugün söylemlerin krizi olarak adlandırabileceğimiz şey hakkında söyleyecek bir şeyimiz olabilir mi?
Lacan, 1972 tarihli konuşmada bundan bahsediyor: “Efendi’nin söyleminin değil ama onun yerine geçen kapitalist söylemin krizi açıktır.” Zekice bizi uyarıyor: “Bu şimdiye kadar yaptığımız en akıllıca şey. Ama başarısızlığa da mahkum değil. Bu savunulamaz. Savunulamaz […] sadece konu olan S1 ve $ arasında küçük bir ters çevirme, saat gibi çalışması için yeterlidir, daha iyi çalışamaz, ancak çok hızlı çalışır, tüketilir, o kadar iyi tüketilir ki tüketilir”
İşte buradayız, tüketiliyor! Nesnesine perçinlenmiş öznenin kendisini hiçbir şeye tabi görmediği, iktidarsızlığın ve imkânsızın silindiği bir söylemin etkilerine kapılmış durumdayız. En azından bu dönüşün ya da daha iyi bir ifadeyle, bizi efendinin söyleminden kapitalistin söylemine geçiren bu yazı burulmasının sonuçları hakkında öne sürebileceğimiz geçerli bir şey var mı?
Klinik deneyimlerimizden biliyoruz ki, eğer bir söylem krizi varsa, bunun bedeli öznellikte olduğu kadar toplumsal bağda da ödenir. Her iki durumda da en yakın sonuç, gerçek olarak adlandırılması gereken şiddet yoluyla bir çıkıştır.
Psikanalist Angela Jesuino’nun “Le pouvoir du maître réel?” başlıklı yazısının ilk bölümünü çevirmeye çalıştım.
Fotoğraf: Banksy

Yorum bırakın