Psikanalizin Transseksüel Yanılgısı

By

“Lacancılar arasında trans deneyimini psikoza indirgeme yönünde belirgin bir eğilim olmuştur. Eğer Freud cinsel farklılığın analizin ötesine geçemeyeceği bir temel olduğu konusunda ısrar ettiyse, Lacancılar da tipik olarak cinsel farklılığın sembolik düzenin üretildiği tanımsal başlangıç noktası olduğu için, cinsel farklılığın inkârının psikozun tanımı olan sembolik olanın çürütülmesiyle sonuçlandığını savunmuşlardır. Ancak trans bireylerin evrensel olarak ‘farklılığı inkar ettiği’ varsayımı ne günlük ne de klinik deneyimlerde doğrulanmaktadır.

Catherine Millot’nun ufuk açıcı ‘Horsexe: Transseksüellik Üzerine Deneme’ adlı kitabı, bir psikanalitik yazarın bu özel dogmayı yetersiz bir kanıtlar bütününe uygulamaya çalıştığında neler olabileceğinin bir örneğidir. Üretirken sorgulama hatları içeren kitap, aynı zamanda tepeden bakan ve ötekileştiren bir dille ve daha sonra çelişkiye düşen saçma genellemelerle doludur. Millot, psikozun “transseksüellerde genel kural olmaktan uzak” olduğunu kabul ederken, en azından erkekten kadına transseksüellerin kural olarak psikotik olduğu pozisyonunu sürdürmeye çalışmaktadır. Bu hipotez doğrultusunda Millot, erkekten kadına transseksüellerin “yekpare bir cinsel kimliğe sahip olduklarını […], tüm erkek transseksüellerin bir kadınlık fikri ve hatta tanımı olduğunu” ileri sürmektedir. Çelişkiden arınmış yekpare bir cinsel kimlik, yalnızca psikotiklerin gerçekten hoşlandığı bir şeydir. Bunun nedeni psikotik sanrının gerçekte bir ‘inanç’ olmamasıdır. Eğer bedenimi halüsinatif anlamda kadın olarak deneyimliyorsam, bu şüpheye açık bir inanç değildir. Kaba, hatta istilacı bir gerçek olarak deneyimlenir. Nevrotikler cinselliklerinden (ve diğer her şeyden) şüphe duyarlar; sadece psikotikler kesindir. Dahası Millot, bu psikotik sanrıya bir ‘çare’ sunan bilimsel-teknik söylemlerin geleneksel toplumsal cinsiyet kalıplarını pekiştirdiğini iddia ediyor.

Elbette bazı psikotiklerin transseksüel olmaması şaşırtıcı olurdu, özellikle de ‘kadınsılaşmanın’ psikozun yaygın bir özelliği olduğu düşünüldüğünde… Freud tarafından tartışılan Schreber veya Lacan’ın ilk hastalarından biri olan ‘Henri’ gibi, diğer cinsiyet olarak tanınma arzusunun psikotik sanrı ile iç içe geçtiği iyi bilinen vakalar vardır. Elbette bu, arzularının ciddiye alınmaması gerektiği anlamına gelmez. Aynı şekilde, trans kadın olan herkes devrimci bir cinsiyet eleştirisine sahip değildir ve birçoğu deneyimlerini, kendilerini kadın olarak tanımasını istedikleri toplumda baskın olan sosyal sınıflandırmalar açısından teorileştirecektir. Yine de metnin sonuna doğru Millot, “konumlarının yekpare doğasının efsanevi göründüğünü[…], cinsel kimliklerinin çelişkilerden uzak olduğunu” kabul ediyor. Yani, psikotik ‘kesinlik’ onların deneyimlerini yakalayamamaktadır ve Millot’un tutarlı bir teorisi yoktur”

Richard Seymour’un “None Shall Pass: Trans and the Rewriting of the Body” başlıklı yazısından bir bölüm…

Çeviri: Atakan Yorulmaz

Yorum bırakın