“Hiç kimse ‘psikanalist olmayı’ garanti edemez, Öteki’nin Ötekisi yoktur: bu, bir analizin bitiminden sonra ortaya çıkan bir ‘bilme’dir. Psikanalistin konumu bir analizden ortaya çıkar ve bu da Öteki üzerine kastrasyon sınırını belirler. O halde, bir analistten gelen, analiz edileni akredite eden, onaylayan ve ona bir açıklama getiren bir şeye yönelik bu taleplerden ne anlamalıyız?
Eğer birisi kendisini psikanalist olarak yetkilendiriyorsa, aynı zamanda kendisine psikolog diyemez -bu onun akademik unvanı olsa bile-, çünkü psikanalist konumu, psikolojiyle hiçbir ilgisi olmayan bir konumdur ve hiçbir unvan da bunu nitelendiremez. Öte yandan, bir analistin yapabileceği şey, bu konuma geçişin neleri içerdiğini araştırmak ve ötekilere aktarmaya çalışmaktır ki, bu da tam olarak kendisini yetkilendirdiği konumdur. Sadece ötekiler, bu aktarıma yanıt verebilir ya da vermeyebilir.
Hiç şüphe yok ki, psikanaliz okulları içinde yetki sorunu -kadrodan farklı olarak-, analistler arasında sorunların, çıkmazların ve prestij mücadelelerinin kaynağı olmuştur, bu yüzden birçoğu bundan kaçınmaktadır, ancak bu sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Analistin arzusu üzerine, pratiğimizi yönlendiren ve onun içindeki konumumuzu tanımlayan arzu üzerine yapılan araştırmalara karşı güçlü bir direnç var ve bu direnç analistlerin kendi aralarında da mevcut. Bu nedenle IPA gibi üniversite tipi unvanlar sunan ‘başarılı’ kurumlar var. Bu, farkında olmadan da olsa, bir şeyin ya da birinin garanti sunduğu yanılsamasını sürdürmenin bir yoludur. Bu ‘unvanlar’ hiyerarşiler kuruyor, güç ve bilgi alanlarını düzenliyor ve cevapsız kalan bazı soruların önünde perde işlevi görüyor”
Yazan: Cristina Fontana
Çeviri Atakan Yorulmaz

Yorum bırakın