Bir Skandal Olarak Aşk

By

Ötekiyle olan ilişkilenmemiz özgürleşme ya da boyun eğme için bir fırsattır ve bu iki olasılık, insan yaşamının kurucu bir pratiği olarak aşkı karakterize eder. Bu nedenle aşk, bariz politik yapısından dolayı bizi ilgilendirmektedir. Aşk en başından beri insanlığı birleştirmiş ve bölmüştür. Romulus ve Remus, Don Kişot ve Dulcinea, Romeo ve Juliet, Batı dünyası tarihinin küçük bir bölümünden sadece üç aşk örneğidir. İster kardeş katlinde, ister şövalyelerin erdemlerinde ya da aile savaşlarında olsun, evlat aşkı, erotik ve yurttaşlık aşkı, edimselliği olaylara yol açan toplumsal bir gücü temsil eder. Aşk, tıpkı renk gibi, özellikleri nedeniyle hislerin ne anlama geldiğine dair mükemmel bir örnektir. Bu, hislerin dünyayı dönüştüren pratikler olarak kavramsallaştırılması anlamına gelir. O halde bir hissi deneyimlemek, çevreyle, çevrede yaşayan diğer varlıklarla ve kişinin kendisiyle olan ilişkisini değiştirmenin bir yoludur. Bir his olarak aşk, bizi sosyal, doğal ve öznel dünyalara karşı kayıtsız bırakmaz, çünkü bu dünyalar onun varlığıyla değişir.

Montesquieu, Hobbes ve Rousseau aşkı toplumsal yapılanmayı oluşturan bir his olarak tanımlamışlardır. Kanunların Ruhu Üzerine‘nin hemen başında Montesquieu aşk ve politik arasında bağlantı kurar:

“Bu eserin ilk dört kitabının anlaşılması için şunlar göz önünde bulundurulmalıdır: Cumhuriyette erdem dediğim şey vatan aşkıdır, yani eşitlik aşkıdır. Bu ahlaki bir erdem ya da Hıristiyan erdemi değil, politik bir erdemdir; ve politik erdem cumhuriyetçi hükümeti harekete geçiren kaynaktır, tıpkı onurun monarşiyi harekete geçiren kaynak olması gibi. Bu nedenle ben vatan aşkını ve eşitliği politik erdem olarak adlandırdım. Yeni fikirlerim vardı: yeni kelimeler bulmak ya da eski kelimelere yeni anlamlar vermek gerekiyordu. Bunu anlamayanlar bana saçma sapan şeyler söyletmeye çalıştılar, ki bunlar dünyanın herhangi bir vatanda iğrenç olurdu, çünkü dünyanın herhangi bir ülkesinde insanlar ahlaklı olmak ister”

Vatan aşkı, ahlakın ekonomi politiğinin ve bununla ilişkili hassasiyetler politikasının bir düzenleme biçimidir: vatan aşkı ve eşitlik erdemlerdir. Cumhuriyetçi ahlakı şekillendiren de bu erdemlerdir.

Hobbes ise Leviathan’da aşk ve nefret arasındaki bağlantıyı toplumsal ilişkilerde duyarlılığın yapılandırıcı biçimleri olarak ele alır:

“İnsanların arzuladıkları şeyleri sevdikleri, hoşlanmadıkları şeylerden ise nefret ettikleri söylenir. Dolayısıyla arzu ve aşk aynı şeydir; ancak arzuyla nesnenin yokluğunu, aşkla ise çoğunlukla varlığını kastederiz. Aynı şekilde hoşnutsuzluk ile nesnenin yokluğuna, nefret ile de varlığına işaret ederiz”

Leviathan’ın ortaya çıkış tarihinin en başından beri düşünce, hassasiyet etrafında dönmüştür. Devlet, damgasını vurduğu arzunun ve hoşnutsuzluğun temellerinden ve gündelik hayata dair politik anlayışından yola çıkar.

Rousseau’nun Toplum Sözleşmesi politika, aşk ve itaati birleştiren bir metaforla başlar ve Avrupa düşüncesinin kurucu metninin çelişkilerini ve gerilimlerini gösterir:

“Aile, politik toplumların ilk modelidir, lider babanın suretidir, halk ise çocukların suretidir ve herkes eşit ve özgür olarak doğduğundan, özgürlüklerini yalnızca kendi çıkarları için yabancılaştırırlar. Aradaki fark, ailede babanın çocuklarına duyduğu sevginin, onlara gösterdiği özenin karşılığını vermesi, devlette ise emir vermenin verdiği hazzın liderin halkına duymadığı sevgiyi telafi etme girişimidir”

Bir yanda, kurucu tersine çevrilebilirliğiyle evlat aşkı imgesi vardır: babanın çocuklara, çocukların da babaya gösterdiği ilgi ve şefkat. Diğer yanda ise, boyun eğmeye yol açan politik toplumun bir metaforu olarak ataerkil mantık.

[…]Güç, kısıtlama, olasılık, belirsizlik, hassasiyetler politikasının ekseni olarak aşk, çağdaş toplumu anlamak için temel bir destek haline geliyor. Arjantin, Çin, İspanya, Fransa, İtalya, Meksika ve Türkiye, aşkın giderek karmaşıklaşan bir toplumun çeşitli yönlerini nasıl ifade ettiğini gözlemlemek için çoklu birer senaryo haline geliyor. […] Ünlüler, göçmenler, genç aşıklar, anneler ve çocukları, sevgililer, vatandaşlar, komşular… hepsi farklı aşk pratiklerinin özneleridir. Böylece çeşitli öneriler, dünyaya bir yaklaşım olarak aşkın epistemolojisi ve bir duyma yöntemi olarak kaleydoskop üzerine bir palimpsest oluşturuyor. Bir yandan aşk, Öteki’ni tanımamızı ve Öteki’nin sürekli olarak yeniden yazılmasını sağlayan bir duyma tarzıdır. Bir skandal olarak aşka bağlılık, 21. yüzyılda çeşitliliği duymamız, yaşayanların varlığını önemsememiz ve hayatı ortaklaştırmamız gerektiği anlamına geliyor.

Yazan: Adrian Scribano (Felsefeci, Siyaset Bilimci)
Çeviri: Atakan Yorulmaz

Yorum bırakın