Psikanaliz, Liberal Midir?

By

Lacan “Öteki’nden ötekine” başlıklı 16. seminerinin (1968-1969) başında “Bir söylemin sonuçları vardır” der. O halde bu semineri, Marx’ın Kapital’indeki artı değerin işlevini tanımlarken, yani jouissance’ımızı piyasa ekonomisi alanına kaydederken gerçekleştirdiği eylemin sonuçlarının bir okuması olarak düşünmeyi öneriyorum. Bu seminerin özgünlüğü, “a nesnesinin ekonomik biçiminin” oluşumunu vurgulamaktadır. Jouissance’a yapısını veren bu nesnenin işlevsel hale getirilmesi, artık bedenden koparılmış belli sayıda nesneden (ses, bakış, meme, dışkı) çıkarılması temelinde değil, piyasa tarafından koşullandırılmış bir tüketim nesnesi temelinde tanımlanır.

“Piyasanın mutlaklaştırılması”, herhangi bir tüketim nesnesinin potansiyel olarak piyasada dolaşıma sokulduğu, pozitivize edildiği ve böylece jouissance’ımızın ekonomik olanın kaydında yeniden yönlendirildiği operasyondur. Bu işlemin, yapısal olarak temsil alanının dışında, erişimimizin dışında kalan bir nesnenin olumlanmasını gerektirdiğine dikkat edin. Bu pozitivizasyon işlemi, bakışı Öteki’nin alanına konumlandırarak kendi jouissance’ını sağlayan teşhircininkine benzer. Bu açıklama, Karl Marx’ın ‘meta fetişizmi’nden söz ederkenki yapısal kararlılığının önemini vurgulamaktadır.

O halde mesele şudur: Marx’ın artı değerin işlevini keşfetmesi, kapitalizmin, jouissance’ımızın piyasa ekonomisi alanındaki yönelimini hızlandırmak için ihtiyaç duyduğu teoriyi sağlamıştır.

Dönemin siyasi bağlamında gerçekleşen genelleştirilmiş metalaştırma, özellikle bilgi ile ilgiliydi ve bilginin piyasaya sürülmesinden üniversitenin kendisi sorumluydu. 68 öğrenci hareketi bu bağlamda bilginin metalaştırılmasına bir tepki olarak görülse de, öğrenciler tarafından sorulan soruların bu sürecin sorgulanmasını hiçbir zaman mümkün kılmaması dikkat çekicidir. Bu sürecin ancak üniversitenin bilgi ve emeği eşitlemesiyle mümkün olduğunun altını çizmek gerekir. Bu süreç, Marx’ın kapitalizmin emeğin metalaştırılmasıyla başladığını vurgularken işaret ettiği şekilde işlemektedir. Bu çalkantılı dönemde öğrenciler hiçbir zaman yeni bilginin ille de emeğin ürünü olması gerekmediğini, herhangi bir çalışmaya gerek kalmadan da özgün bir keşif yapılabileceğini ve dolayısıyla bilgiyi basit bir metaya, bir “değer birimine” dönüştürme zorunluluğu olduğunu belirtecek kadar ileri gitmedi.

Mayıs 68’i izleyen yıllarda öğrencilere verilen ve üniversite tarafından üretilen bilginin yeniden değerlendirilmesini vaat eden siyasi müdahaleler, jouissance’ı ekonomi alanına yönlendirme hareketini devam ettirdi. Bilgi piyasasının mutlaklaştırılması artık o kadar açıktır ki, üniversitenin kendisi de özelleştirme yolunda ilerliyor gibi görünmektedir. Bu okuma, 1990’larda ve 2000’lerde kendilerini kapitalist endüstrilerde sorunsuz bir şekilde liderlik pozisyonlarında bulan Mayıs ’68’in öğrenci liderlerinin çoğunun kariyerlerine biraz ışık tutabilir.

Bu değerlendirmelerden ortaya çıkan son derece güncel sorular, bu seminerin yapıldığı yıldan bu yana büyümeye devam eden olgular karşısında analistlerin alabileceği pozisyonla ilgilidir. Psikanalist tedaviden elde ettiği bilgiyi gerçek bir piyasa ürünü haline getirebilir mi? Büyük bilgi pazarında, hatta günümüzde yükselişe geçmiş gibi görünen ‘zihin pazarında’, psikoterapistler ve diğer bilişsel-davranışçılar tarafından teşvik edilen ‘know-how’a karşı analizden türetilen bir bilgi türünü teşvik etmek gerçekten gerekli midir? Psikanalistler olarak kendimizi gerçekten ‘benim bilgim daha fazla’ çizgisinde bir tartışmanın içinde mi konumlandırıyoruz, başka bir deyişle bilginin metalaştırılması döngüsüne mi katılıyoruz?

Yazan: Nicolas Dissez (Psikanalist, Psikiyatrist / ALI)
Çeviri: Atakan Yorulmaz

Posted In ,

Yorum bırakın