"Psikanaliz bir şans, yeniden yola koyulmak için bir şans..."
Jacques Lacan, 1966.

Yapay zekâ, Freudyen anlamda rüya yorumlayabilir mi?

Robot therapist taking notes during a therapy session with a man reclining on a couch

Çok yakın bir zamanda ortaya çıkan yapay zekâ uygulamaları, hayatımızın en merkezi teknolojilerinden biri haline geldi. Artık birçok kişi ChatGPT gibi yapay zekâ uygulamalarını, belirsiz bir durumu anlamak, bir zorluğu aşmak, kaygıyı yatıştırmak, kendini ifade etmek veya yalnız hissettiği anlarda bu yalnızlığını ortadan kaldırmak için bir araç olarak kullanıyor. Yapay zekânın kullanım alanı ve onunla olan ilişkilenmemiz gün geçtikçe yaygınlaşıyor: bazılarımız onunla düzenli bir biçimde konuşuyor, hatta bazılarımız ise onu hayatı katlanır kılan bir işlev, yani bir varlık gibi deneyimliyor.

Burada temel olarak aldığım, aktarmaya çalışacağım asıl mesele, yapay zekânın aktarımlarının artık seans odalarına kadar gelmiş olması. Analizanlar veya danışanlar şu sözlerle bir şeyleri anlatmaya başlıyor: ‘Buraya gelmeden önce ChatGPT’ye sordum’. Yapay zekâ belli durumlarda gerçekten yararlı olsa da -örneğin evrensel bir bilginin sunulmasında-, bir psikanalist ya da bir psikoterapist ile aynı konumu alamaz; çünkü seans odasının içerisinde çalışan bir aktarım söz konusudur; bu aktarımda da temel olan öznel bir bilgi ya da bir sorudur. Bu nedenle yapay zekâ, evrensel bilgiyi sunsa da öznel bilgiye dair bir yanıt vermez.

Yapay zekâ birçok sorumuza yanıt verebilir, farklı ifadeler kullanabilir, bize yaşadığımız acıyla ya da sorunla ilgili öneriler sunabilir, belirsizliğimizi giderebilir ya da düşüncelerimizi düzenlemeye yardımcı olabilir, sözümüzü kesmeden bizi dinleyebilir; bize doğrudan bir talebi yoktur, öznel bir sınırı da yoktur, ancak yine de onda her zaman bize ait bir bilginin olduğunu varsayarız. Hatta bazılarımız yapay zekânın kendilerini çevresindekilerden daha iyi anladığını söyleyebilir, bazılarımız ise ötekilerle kurduğumuz ilişkiler içerisinde cesaret edemeyecekleri soruları ona sorar, sözleri ona iletir.

Bu ilişkilenme biçimi şaşırtıcı değildir: çünkü yaygın olarak yapay zekâ, insanın duygu ve düşüncelerinin yansıtılıp doğrulanabileceği ya da düzeltilebileceği bir yer olarak görülmektedir. Kullanıcılar onu kimi zaman yol gösteren biri, kimi zaman onaylayan bir varlık, güven veren bir sırdaş ya da iyi niyetli bir otorite olarak belirlemiştir. Çünkü bize, örneğin “Hata mı yaptım?” diye sorduğumuzda “Evet” ya da “Hayır” gibi kesin cevaplar verir. Ancak yapay zekânın öznel varoluşla asimetrisi bu noktadan itibaren ortaya çıkar. Yapay zekâ yanıt verse de, önerse de, açıklasa da, öznel olarak bir eksiğin yerini kapatamaz. Kendi başına bir öznelliği olmadığı gibi, bize dair bir arzusu da yoktur.

Bu noktada asıl soruya geri dönebiliriz. Yapay zekâ, Freudyen anlamda rüya yorumlayabilir mi? Bu sorunun cevabı nettir: Hayır (Ancak yapay zekâ bu soruya ‘Evet’ yanıtını verebilir). Psikanaliz içerisinde rüyayı yorumlayan, yaygın inanışın aksine analist değil, analizandır. Bir analizanım seansta gördüğü bir rüyayı anlatmadan önce şöyle söylemişti: ‘Bu rüyayı yapay zekâya Freudcu, Lacancı, Jungcu bir anlamda yorumlattım.’ Ancak rüyayı kim gördüyse, yorumunu ancak o yapabilir. Bir analist rüyaya dair, analizanın yorumlarına karşılık kendi konumu çerçevesinde analitik yorumlarda bulunabilir. Dolayısıyla, az önce belirttiğim gibi, analistin burada öznelliği ve arzusu, yani Lacan’ın psikanalizin motor gücü olarak atfettiği analistin arzusu söz konusudur. Yapay zekâ, verdiği bilgilerle ya da cevaplarla boşluğa yer açmaz; ancak bir analistin seans içerisindeki konumu, bilgi vermek veya cevabı bulmak değildir, psikanalistin konumu seans içerisinde boşluğa yer açan bir konumdur; analizan da açılan bu boşluğa konuşur.

Analitik bir süreç içerisinde anlam veya yanıt bulmak analizanı sabitler. Mesele nasıl bir açıklama alındığı, anlam veya yanıtın bulunduğu değil, analizanın yaşadıkları ile söyledikleri arasında nasıl bölündüğü, nasıl bir örüntüde olduğu, neyi getirdiği, neden ve nasıl ızdırap çektiği ve bu işleyişi ise nasıl tekrar ettiğidir. Analitik süreç, analizanın kendi tarihinde bastırdığı, kendisi hakkında bilmediği ya da bildiği halde kendine ait olarak üstlenmediği şeyle ilgilidir.

Analizanın söz konusu aktarımlarına dair seans içerisinde bir çerçeve oluşur. Bu çerçevede psikanalist her soruya, her talebe yanıt vermez, kendisine yöneltilen her söze icabet etmez. Psikanalist, analizana anlam vererek ikna etmeye çalışmaz, bu nedenle kendisini de bir ‘çözüm merkezi’, ‘bir bilen’ olarak konumlandıramaz. Bunun yerine, zaman zaman huzursuzluğun yaratıldığı, kaygının ortaya çıktığı, muammaların söz konusu olduğu öznel bir alan açar: bu alanda söz serbestçe ortaya çıkar, bu söze sessizlik de eşlik eder. Hatırlanmalıdır ki, bir seans içerisinde sessizlik ve tekrar, öznel arzuya dair tezahürlerin ortaya çıkmasına ve öznenin arzusuyla ilgili meselelerin dönüşmesine imkân tanıyan durumlardır.

Yapay zekâyla kurulan ilişki ise tam tersidir. Kişi bir soru sorduğunda cevabını alır, bir şey talep ettiğinde onu elde eder; cevap ve yanıt yetersizse onu daha detaylı ifade etmesini ister. Ancak burada bir sorun söz konusudur: verilen cevaplarda, karşılanan taleplerde gerçek bir ötekinin varlığı söz konusu değildir. Dolayısıyla yapay zekâ bir tehlikeyi de barındırır: Yapay zekâ ile kurduğumuz ilişki, gerçeklikte olanla karşılaşmaktan ya da onunla ilişkiyi sürdürmekten kaçınmanın bir aracına dönüşebilir. Duyguları anlamak veya davranışları dönüştürmek için yapay zekâya başvurup bilgi ya da öneri alabilir, ancak bu bilgi ya da önerinin gerçeklikteki deneyimini garanti edecek bir durum söz konusu değildir.

Unutulmamalıdır ki, teknolojik araçlar ve uygulamalar yerinde ve bizim hem de uygulamanın sınırı dahilinde kullanıldığında fayda sağlayabilir. Özellikle yapay zekâ gibi gün içerisinde başvurduğumuz teknolojiler, öznel olan duygu ve davranışları değerlendirmeye veya netleştirmeye, bizim söze dökemediğimiz şeyi aktarmaya, bizim fark etmediğimiz ya da görmezden geldiğimiz bir durumu ortaya çıkarmaya, yani bize dair, bize ait olanı bize göstermeye yaramaz. Yapay zekâ bir bilgiyi bulmaya yardımcı olabilir, düşünceyi açacak soruları ortaya çıkarabilir, ancak bir analitik ya da terapötik işleyişi ortaya çıkaramaz ve bunu sürdüremez. Analizanın öznel soruya dair cevabını yine özne oluşturacaktır, bu analitik ya da terapötik sürece girmiş her kişinin sorumluluğundadır.

Peki bu sorumluluğu yapay zekâya verdiğimizde neler olabilir?
ChatGPT’ye sordum: Yapay zekâ, Freudyen anlamda rüya yorumlayabilir mi?

İşte cevabı:

“Kısa cevap: Evet, bir ölçüde yorumlayabilir—ama Freudyen anlamda “gerçek” bir rüya yorumu yaptığını söylemek tartışmalı.

Bunu biraz açalım.

Sigmund Freud’a göre rüyalar sadece semboller değil; kişinin bastırılmış arzularının, çocukluk deneyimlerinin ve bilinçdışının ürünü. Yani yorum, sadece sembolleri çözmek değil, o rüyayı gören kişinin öznel geçmişini ve psikodinamiğini anlamak demek.

Yapay zekâ ise:

  • Metin üzerinden sembolik ve kültürel çağrışımları analiz edebilir
  • “Düşmek = kontrol kaybı hissi” gibi yaygın Freudyen veya genel psikolojik yorumları sunabilir
  • Dil kalıplarından yola çıkarak tutarlı anlatılar kurabilir

Ama kritik fark burada:

1. Bilinçdışına erişim yok
Freud’un merkezindeki şey olan “bilinçdışı çatışma”, yapay zekâ için doğrudan erişilebilir bir veri değil. AI sadece anlatılan rüya kadarını bilir.

2. Kişisel tarih eksikliği
Freudyen analiz, kişinin çocukluğu, ilişkileri, travmaları gibi bağlamlara dayanır. AI bunu ancak kullanıcı anlatırsa kullanabilir.

3. Aktarım (transference) yok
Freud’un terapide çok önem verdiği “danışanın analiste duygusal aktarımı” süreci olmadan klasik anlamda analiz eksik kalır.

4. Yorum mu, üretim mi?
AI çoğu zaman “keşfetmez”, olasılıklar üretir. Bu da Freudyen anlamda “doğru yorumu bulmak”tan farklıdır.

Özetle:
Yapay zekâ, Freudyen rüya yorumunun yüzeysel ve sembolik kısmını taklit edebilir, ama onun derin, klinik ve kişiye özgü boyutunu tam anlamıyla gerçekleştiremez”

Özetteki şu vurgu önemlidir: Yapay zekâ, taklit eder. Ancak hepimizin simgesel içerisinde yaptığımız şey de, ötekilerle ilişkilerimizde aldığımız konum da bu ‘taklit’ten yani tekrardan ibaret değil mi? (Lacan buna fallik maskaralık demişti.) Halbuki asıl mesele, bu taklit ve tekrar boyutunu yeniden düşünmek olmalıdır.

Atakan Yorulmaz
Psikanalist, Psikolog



Yorum bırakın